Bu, konuşma terapisidir: Jonathan Shedler ile röportaj

Photo of author

psikogram

Okuyacağınız metin, psikodinamik terapi uygulayan Jonathan Shedler ile yapılan bir röportajdır. Röportajda Shedler, psikodinamik terapinin özgün yanları üzerinde de duruyor. Röportajın orijinali şu linktedir: https://www.psychologytoday.com/us/blog/psychologically-minded/201908/is-talk-therapy/ Metni Defne Özer çevirdi.

Psikoterapi ruhun ilacıdır.


Aynı zamanda psikodinamik terapi [psychodynamic therapy] olarak da bilinen konuşma terapisi hakkında sorular ve cevaplar:

Çoğu psikiyatrist için bir hastayı muayene etmek, psikiyatrik teşhis ve o teşhis için ilaç yazımını içeriyor. Psikoterapinin bundan farklı olan noktaları neler?

Psikiyatrik teşhis, bir hastayı anlayabilmek için sınırlı bir yöntemdir. Psikiyatrik teşhis, duygusal acıyı, acıyı çeken kişiden ayrıştırarak kalıplaşmış bir hastalık olarak ele alıp tedavi edebileceğimiz hayalini besler. Hastaların tedavi edilmesi gereken problemleri, hayat hikayelerine gömülüdür. Bu durum, neye sahip olduklarından çok kim olduklarıyla ilgilidir.

Psikoterapi, psikiyatrik bozuklukları incelemenin farklı bir yoludur. Hastaya bir kalıplaşmış teşhis koymak yerine, hastanın kim olduğunu ve geçmişinde ne yattığını anlamaya zaman ayırma fikri üzerine inşa edilmiştir.

Bu tamamen danışanı anlama ve onlara kendilerini daha iyi anlayabilmeleri için yardım etmekten ibarettir.

Teşhisten direkt tedavi planına geçmek nadiren yardımcı olur, bunun yerine altta yatan sebepleri ve problemleri anlamaya çalışmalıyız.

Bahsettiğiniz prensiple alakalı bir örnek verebilir misiniz?

Bir psikiyatri asistanıyla beraber, on beş yıldır psikiyatrik tedavi gören bir adamı tedavi ettik. Kronik depresyonla mücadele ediyordu ve ona reçete edilen ilaçların değişmesi için bize başvurdu. “Psikoterapiyi önceden denedim, bana bir etkisi olmadı.” dedi. Fakat bir müddet daha bu konuda konuşunca, bir anlam ifade eden ve etkisini gösterebilecek bir terapi almadığı aşikar hale geldi.

Adam birçok farklı ilaç türü ve çeşitli terapi yöntemleri denemişti fakat konuşma terapisini hiç denememişti. Ayrıca diğer aldığı terapilerde kendisi hakkında neler öğrendiğini sorduğumuzda, cevap veremedi.

Ama bu hasta yıllar boyunca terapi aldığını düşünüyor. Bir bireyin gerçek bir terapi alıp almadığına nasıl anlayacağız?

Eğer bir birey, anlamlı ve sağlıklı bir terapi aldıysa, seanslar ve terapi süresince neler öğrendiklerini anlamlı bir şekilde size aktarabilir. Karar vermek adına, “Bir önceki terapistinle aran nasıldı? Kendin hakkında neler öğrendin?” gibi sorular sorulabilir. Bizim hastamızın,  psikoterapinin bir ilişki türü olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.

Yani hastaya, “Aldığın terapilerden hatırladıkların ve çıkarımların neler?” sorusunu mu sormamız gerekiyor?

Tabii ki. Biz aynı zamanda hastamıza depresyona sahip olduğunu nasıl anladığını, kendi hislerini ve neyin onu mutsuz ettiğini de anlatmasını istedik. Şaşırtıcı bir şekilde, bu soruyu ona daha önceden kimse sormamıştı. Hem de on beş yıl boyunca! Mutsuzluk ve boşluk hissinin bir anlam ifade etmesi fikri ona çok yabancıydı; hislerin üzerinde durulması ve anlamaya çalışılması gerektiğini bilmiyordu.

Hastamız, sekiz ay boyunca terapide konuşulması zor konuların etrafında dönüp durduğunu ve daha sonrasında doktoruna karşı daha açık hale geldiğini ve düşüncelerini de açıkça doktoruyla paylaştığını anlattı. Aşırı detaycı ve eleştirel biri olduğundan bahsetti, eğer bir kusuru olan biriyle tanışırsa onu kusurlarından dolayı kınar ve silip atardı.

Daha sonra kendisine de aynı aşırı eleştirel gözle baktığını fark etti. Bu farkındalığı kazandıktan sonra doktorunun ona, “ Eğer birisine kötü davranırsan bu onların canını yakar. Eğer kendi kendine kötü davranırsan fark etmeden kendini de kırarsın, işte bu kırgınlık depresyon olarak adlandırdığımız şey olarak ortaya çıkar.”, dediğini anlattı. İşte bu dönüm noktasıydı.

Ama bu dönüm noktasına ulaşmak sekiz ay sürmüş. Çoğu psikiyatrist her hafta terapi yapmak için sekiz aylık bir zaman ayıramaz.

Buna kim karar veriyor ki? Psikiyatri ne zamandır hasta tedavisinin seri üretim bandı olduğu düşüncesine boyun eğiyor? Psikiyatristler yapacakları uygulamayı 15 dakika gibi bir sürede yapmak için baskıyla karşılaşsa da, insanların kendilerini açıkça ifade edebilmeye başlamaları için zamana ihtiyaçları var. Her ne kadar bazı sigorta şirketleri ve araştırmacılar böyle düşünmese de, terapi bir programa göre işlemiyor.  Hatta terapist ve hasta, asıl terapinin bile başlamadığı anda terapinin bittiği düşüncesine kapılabiliyorlar.

Panik ve anksiyete bozukluklarının psikodinamik yaklaşıma göre olan tedavisi nasıl işliyor?

Paniğin bir korku olduğunu fark etmek başlangıç noktası. Korkutucu olan şey dışa vurulduğunda  buna korku, bireyin iç dünyasında kaldığında da anksiyete diyoruz. Konuşma terapisinde neyin korkutucu olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Güneş ışığının en iyi dezenfektan olduğunu söylerler. Bireyler gün ışığında korkutucu olarak gördükleri durumun o kadar da korkutucu olduğunu düşünmezler. Panik bozukluğuna sahip olan hastalar neyin korkutucu olduğunu da tam olarak tanımlayamazlar. Bu da onları korkutan durumun ve panik semptomlarının arasındaki bağları kuramayışlarından kaynaklanmaktadır. Hastalara bu bağlantıları kurmakta yardımcı oluyoruz.

Bu izlediğiniz yöntem hangi özellikleriyle Bilişsel-Davranışçı terapideki otomatik olarak oluşan düşünceleri açığa çıkarma yönteminden farklılaşmakta?

İki konsept örtüşmekte. Bilişsel terapinin kurucusu Aaron Beck’in bir psikanalist olduğunu unutmamak lazım.

Fakat tabii ki farklılıklar var. Psikodinamik terapistler, bireylerin kendisini keşfetmesinin zor olduğunu düşünüyor. Gözden kaçırdığımız şeylerle beraber deneyimlerimizin ve yaşantılarımızın çok katmanlı.  Bir insana soru sorduğunuzda gerçekten doğru olan çeşitli sayıda cevaplar alabilirsiniz fakat verilen her cevap karşınızdaki bireyin deneyimlerinin ve yaşantılarının yeni bir katmanını ortaya çıkarır.

Bize panik atakları olan bir hastaya karşı psikodinamik yaklaşımın bir örneğini verebilir misiniz?

Psikiyatri asistanlarımdan biri sekiz hafta gibi kısa bir sürede panik bozukluğu olan bir hastayı iyileştirdi. Hasta, panik atakların birdenbire ortaya çıktığını söylüyordu. Onu panik ataklarıyla beraber ortaya çıkan düşünce ve duygularını fark etmesi için cesaretlendirdik ve düşünceleri onu eşiyle yaşadığı problemlere doğru sürükledi. Fakat hasta eşinden ne kadar şikayet etse de ona hiç öfkelenmiyordu. Daha sonra hasta, kendi öfkesinden korktuğunu ve öfkelenmesi gereken durumlarda panik atak yaşadığını fark etti. Panik ataklar, hastanın öfkesinin yerine geçmiş durumdaydı.

Peki bu nasıl çözüldü?

Terapiyle beraber hasta, öfkesini kenara ittiği diğer durumları da fark etmeye ve kabul etmeye başladı. Daha önceden kendi hakkında bilmediği taraflarını tanımaya başladı. Öfke duygusunu, yabancılaştırmayı bıraktığı zaman panik atakları da kayboldu. Ve son olarak, kendi ihtiyaçlarını fark etmeye ve ihtiyaçları hakkında daha rahat konuşabilmeye başladı. Evliliği de iyileşmeye başladı.

Durumun ilginçleştiği yer şu ki, hastanın eşiyle kurduğu iletişim tarzının, terapistiyle kurduğu iletişim tarzıyla aynı olduğunun farkına varılıyor. Terapist, hastanın terapiste karşı hissettiği herhangi bir sıkıntıyı refleks olarak kenara ittiğinin dikkat çektiğini belirtmişti. Ve hastamız, kendi ihtiyaçlarının kendisi bile farkında değilken çevresinin bunları fark etmesi ve o ihtiyaçlara göre davranmasının ne kadar imkansız olduğunu öğrendi.

İnsanlar ilişki kalıplarını fark etmeden sürekli olarak tekrar ederler. Terapi başlı başına bir ilişki, bu sebeple problematik ilişki tarzları terapi sırasında ortaya çıkabilmektedir. Bu ilişki kalıplarını gözlemlemek ve bireyin hayatının diğer alanlarıyla olan bağlantısını kurmak, yetenekli bir terapistin yapabileceği bir şeydir. 

Terapi bir ilişki laboratuarına dönüşmekte, bu laboratuarda bireyler kendilerini tanıma, anlama ve alışkanlıkları değiştirmeye yönelik çalışabilmektedirler. Bu terapinin en önemli noktalarından biridir.

Herhangi bir son yorumunuz var mı?

Eğer kendimizi ve rolümüzü, sadece müdahale eden ve reçete verenler olarak görürsek, işimizi keyifli ve ödüllendirici yapan şeylerden, hastalarımızı gerçekten tanımaktan ve hayatlarında ciddi anlamda bir etki bırakmaktan kendimizi alıkoymuş oluruz.

Bu blog yazısı Daniel Carlat’ın sorularını  ve Jonathan Shedler’ın cevaplarını içermektedir. Bu röportajın bir versiyonu da The Carlat Psychiatry Report bünyesinde bulunmaktadır.

Yorum yapın